HARRY POTTER FİLM DEĞERLENDİRMESİ

İNCELEME

Gerek izleyen her kişide bıraktığı intiba ile gerek de alışılagelmişin dışına çıkma cesaretini gösterip devrim niteliğindeki başarısı ile 21.yüzyılın ilk on yılına damga vuran Harry Potter, Sinema sektörüne kazandırdığı yeni kavramların yanı sıra büyük bir kitleyi ardına toplayarak ”vefa” duygusuyla bütünleşen kapı gibi varlığıyla benim nezdimde izlenilmesi gereken nadide filmler arasındadır.


Film serilerine hepimizin naçizane aşina olduğu, hayal dünyamızın şekillenmesinde hatırı sayılır derecede rol sahibi olan, jenerasyon veya devir değişse dahi hiç eskimeyerek zirvedeki yerini koruyacak olan kültleşmiş bir yapıttır. Yarattığı evreniyle de sinema sektörüne yeni bir kapı aralayıp altın tepsi metaforunu tam anlamıyla gerçekleştirmiştir.


Başarısız denemelere çokca rast geldiğimiz, film-kitap çatışmasını birleştirmek gayesi adı altında yapılan işlerin ne kadar berbat ne kadar tezat dolu olduğunu gözlemlediğimiz beyaz perde yapımlarında bu filmlerin kitap uyarlamasının bu denli kusursuzluğa yakın oluşunu şahsımca arkasındaki takdire şayan bir yapım ekibi oluşuna bağlıyorum.

Ölülere acıma Harry! Yaşayanlara acı, her şeyden çok da sevgisiz yaşayanlara!


Karakterlerin, oyuncular tarafından benimsenmesi ve o rolü adeta hayatına entegre etmeleri ve de filmlerin yönetmenlerinin hayal güçlerinin ufku görünmeyen deniz edasıyla muazzam bir biçimde beyaz perdeye endekse etmeleri hepimizi ekran önüne kilitledi bunca zaman. Yeri geldi arkadaş ortamlarının muhabbet konusu oldu yeri geldi karşı cinse aranan kriterler arasına girdi ve yeri geldi hepimizin zihin dünyasına tohum ekti. Nitekim hepimizde karşı konulmaz bir gerçeklikle tesiri dokundu.


Sinemaseverlerin mutlak bir ölçüde büyük keyif alarak izlediği; aşkın, nefretin, mağduriyetin ve iyiliğin ne denli sıfatlar olduğunu birer ders alma öğüdü ile izleyenlerin içine işlediği şaheserler olarak nitelendirebiliz tüm bu filmleri. Harry’nin kahramanlıklarıyla cesareti ve iyiliği, Hermonie’nin zeki ve akıllı oluşuyla çalışkan olmanın ne kadar önemli olduğunu, Dumbledore’un ve Cedric’in ölümleriyle üzüntünün ve acının ne demek olduğunu ve tabii Snape’in Lily’e olan ihtiras dolu aşkıyla sevginin ne ölçüde büyük olabileceğini gördük bu film serilerinde.


7’den 70’e yaş aralığı farketmeksizin hepimizin gönlüne taht kuran; her kesimi kendi bünyesinde sınır tanımaksızın barındıran ve dünyasında bulundurduğu esrarengiz büyüler, elfler ve yaratıklarla, seçmen şapkanın sınıf seçme ritüeliyle ve de Quidditch sporu ile bizi tanıştırıp onlara mecnun gibi bakmamıza olanak tanıyan bir aile filmidir tüm bu kamera kayıtı.

”Asıl önemli olan birinin nasıl doğduğu değil, nasıl büyüdüğüdür.” der Dumbledore. Fütursuzca ama emin; haklıdır da bir nebze. Hayatın sana ne sunduğu değildir esas olan, senin hayattan ne istediğindir. Geçmişin açtığı yaralar belirler gelecek olan pansumanı fakat ne tür tedavi uygulanacağını yine birey seçer. Tekamülümüz bizi biz yapıp bireysel keşfimiz yönünde en belirleyici rolü oynar. Tüm bu yaşantımız aslında darmadağın puzzle, doğru parçaları bulmak ve yerleştirmek insanın kendi elinde. Henüz izlememiş olanlarınız varsa eğer bu vibe’daki sözler portfolyosulya içimize birer doktrin bırakacak olan uzun sekanslı bu yapımlara bir göz atın derim komşularım!

Son olarak buraya kadar okuma gereğini duyup, zamanını bunun uğruna ayırdığın için teşekkür ediyor, sabrına minnettar olduğumu dile getirmek istiyorum . Sağlıcakla, bilgi ile en önemlisi de film, dizi ve kitapla kal olur mu? Buraya tıklayarak da blog hakkında daha detaylı bilgiye ulaşabilirsin!


NOT: İÇERİSİNDE BULUNDUĞUNUZ SAYFANIN EN ALT BÖLÜMÜNDEN BLOGUMU TAKİP ETMEYİ VE BU YAZIDAKİ BEĞENİ BUTONUNA TIKLAMAYI UNUTMAYIN KOMŞULARIM!

How I Met Your Mother KARAKTERLER ANALİZİ

KARAKTERLER

Bir hikayeyi oluşturan en önemli husustur karakterler. Yazılan, çizilen, uyarlanan senaryoda en büyük payın ve tepside sunulanın tek sahibidir. Hayat senaryosunda dahi bizden daha yüce ve güçlü bir varlığın, her bir karakterini farklı bir amaç doğrultusunda bu alengirli dünyaya kendi keşfini tamamlamasını ve nitekim seyyah misali cennet kapılarına dayanmasını baz alarak gönderdiği bu yaşantıda her birimiz bu kapsayıcı kavramı yaşar, doğrular nitelikteyiz. HIMYM dizisi incelemem de bunun apaçık göstergesidir. Tüm içtenliğimle ve arzumla her bir karakterde kendinizi bulmanız temennimle!

BARNEY STİNSON
Kız tavlama sanatında master degree yapmış olan bu karakterimiz ister taktik kitabı ister kardeşlik kitabı olsun bir çok alanda erkeklerin rol modeli olmuştur. Tek gecelik ilişki kavramını hayatına entegre eden çapkın erkek; sarhoş kızların omzunda ve yatağında yer edindiren ve arkadaşlarıyla girdiği iddiaları gerçekleştirmek uğruna göze alamayacağı hiçbir şey olmayan, dizinin benim nezdimde en iyi karakteridir Barney. Gördüğü ve beğendiği bir kızı tavlamak için her yolu deneyen, bunun adına ”The Playbook” adını verdiği kitap dahi yazan, arkadaşlarına belli etmese de onları bağrına basıp kollayan ve geçirdiği çocuklukta babasının olmaması nedeniyle büyük bir yokluk çeken muntazam dizayn edilip yazılmış dizi adamı. Tüm bunlar bir yana Robin’e duyduğu ihtiraslı aşk ve sevgi bir yana tabi.

HIMYM dizisinin en gerçekçi karakteri olan Barney, sitcom dizilerinin en iyi ve en dikkat çekici karakterleri arasında üst sıralarda kendine rahatlıkla yer bulabilecek kıvamdadır. Kusursuz bir karakter yaratma çabasına giren yazar ekibinin muhteşem niteliklerle döşeyip alfalığı da ekeledikten sonra diziye cuk oturan sempatizmi oldukça yüksek karakter çıkarması takdire şayan doğrusu. Son olarak da her şey efsa -bekle bunun için- nevi olacak!


ROBİN SCHERBATSKY
Başka bir ülkede -Kanada’da- doğması sebebiyle arkadaşlarınca eleştirilerin odak noktası olan, Televizyon spikerliği ile meşguliyet sahibi ve Ted’in vasıtasıyla çok sıkı arkadaşlar edinen haşin, gaddar ve bir o kadar da narin karakterimizdir Robin. Erkek çocuk bekleyen babasının hayal kırıklığına uğrayıp tüm bu arzusunu ve burukluğunu Robin’in gelişmesine lanse edip onu tabiri caizse bir erkek çocuğu edasıyla yetiştirmesi yatıyor, Robin’in bu dik duruşlu ve kadınsı cinselliğinde. Onun barda duyduğu ”Have you met ted / Ted ile tanıştınız mı?” cümlesi tüm hayatını değiştirirken, iş kolik yaşantısının zirve yaptığı dönemin de başlangıcı burada başlıyor. Gençken Kanada’da süper yıldızlıktan kopup geldiği bu New York yaşantısı onun gelecek rotasını oluşturuyor.


TED MOSBY
O melankolik, romantik ve umut dolu haliyle onca bölümde hepimizde ukte bırakan mutlu bir aile kurmak için dünyadaki ruh eşini arayan Ted; Mimar, daha sonralarda üniversitede eğitim veren hoca ve tam anlamıyla aşk adamıdır. Hayattaki tek gayesinin kendisi için o özel kızı bulmak olan karakterimiz bunun uğrunda deneme-yanılma yoluyla epey bocalaşmış ve yaklaşık 30 kadar kişiyle birliktelik yaşamıştır. Onu bu amaca iteleyen durum ise üniversiteden arkadaşları Marshall ve Lily’in tarifi olmayan ihtiras dolu aşkları ve kusursuz birliktelikleridir. Ekipin çekirdek üyelerinden olup herkesin hayatında istediği türden dost, sırdaştır kendisi. Kaldı ki yaşamında sürekli yanında bulunan Marshall, Lily ve diğerleri ile olan arkadaşlıkları bunu kanıtlar nitelikte.


LİLY ALDRİN
Dizinin ”Seda Sayan”ı diyebileceğim tarzda anaçlığa sahip Lily; her izleyicide bıraktığı abla intibasıyla gönlümüze adeta tahtını inşa etti. Dizide aklın ve sağduyun emsali olan bu karakterimiz ”Marshmallow”uyla akıllara durgunluk veren süre boyunca birliktelik yaşamasının yanı sıra Ted, Robin ve Barney’in sürekli danışıp akıl aldığı mentordur da ayrıca. Anaokulu öğretmenliği yapmakta ve üniversiteden beri hayalini kurduğu resimle de içli dışlı bir yaşam sürmektedir. Hayatın onu resme olan tutkusundan ötürü çok bambaşka yerlere sürüklerken göreceğiz onun serüveninde. Oniomania hastalığı -kıyafet bağımlılığı- muzdaripidir kendileri. Hatta bu durum bazen öyle bir hal alır ki hırsızlık onun için olağan durum haline gelir. Başkahramanımız Ted’in de üniversiteden beri can dostu olduğu detayını da atlarsak ayıp olur kanaatindeyim.

MARSHALL ERİKSEN
Oldukça saf, iyi yürekli, sevgi dolu ve eğlenceli olan bu dizi adamı Ted’in en yakın arkadaşı olmakla beraber Lily’nin de hayat arkadaşıdır. İbret alınacak nitelikte iyimser, ailesine bağlı olmasıyla tutucu, yemeği çok sevmesiyle obur ve yaşantısındaki şaşmaz inançlarıyla tertipli sıfatlarını doyasıya içerisinde barındıran naçizane fakat aşırı iyi kurgulanıp yazılmış karakter. Hukuk dalında ilerlemeye çalışan, sürekli gelgitler içerisinde olan ve de ”Lilypad” iyle mükemmel bir uyum yakalamış görünüşte ezik ama koca yürekli adamdır kendileri.


Son olarak buraya kadar okuma gereğini duyup, zamanını bunun uğruna ayırdığın için teşekkür ediyor, sabrına minnettar olduğumu dile getirmek istiyorum . Sağlıcakla, bilgi ile en önemlisi de film, dizi ve kitapla kal olur mu? Buraya tıklayarak da blog hakkında daha detaylı bilgiye ulaşabilirsin!


NOT: İÇERİSİNDE BULUNDUĞUNUZ SAYFANIN EN ALT BÖLÜMÜNDEN BLOGUMU TAKİP ETMEYİ VE BU YAZIDAKİ BEĞENİ BUTONUNA TIKLAMAYI UNUTMAYIN KOMŞULARIM!

How I Met Your Mother DİZİ DEĞERLENDİRMESİ

DEĞERLENDİRME

Dizi sektörünün babalarından olan, sitcom denilince ilk akla gelenlerden ve aynı kategoride yer aldığı Friends dizisi ile bolca mukayesesi yapılıp final bölümüyle tüm hayranlarını hayal kırıklığına uğratan HIMYM dizisinin incelemesi ile sizlerleyim!


9 sezon boyunca kusursuz bir biçimde işlenen hikaye ile 5 kişilik bir arkadaş grubunun Amerika’nın New York şehrinde yaşadıklarını konu alan, 20 dakikalık her bölümüyle büyük bir haz yaratan HIMYM dizisi; isminden de anlaşılacağı üzere, dizinin başrollerinden Ted’in 2030 yılında çocuklarına anneleriyle nasıl tanıştığının hikayesini anlatmasını baz alıyor.


Eşsiz karakterleriyle, haddi hesabı olmayan birbirinden özgün ve kah güldüren kah hüzünlendiren hikayeleriyle, karakterlerin birbirlerine güvenle törpülenmiş arkadaşlığı ve hepimizin gönlüne taht kuran Barney’in takımlarıyla Emmy ödüllü olan bu dizi hepinizin derinden etkileneceğiniz, her kişiden bir parça bulunduran, gerek izleyicide aile bağlarının sorgulatmasına yol açması gerek de o yabancısı olduğumuz New York kültürünü tanıtmasıyla tam anlamıyla harikulade bir yapıt.


Kendine has ve spesifik olarak sürekli bahsedilen konular var ki sizde bir müddet sonra onları değer ediniyor onlarla haşır neşir oluyorsunuz. Ted, Marshall ve Barney’in Star Wars takıntısı mı dersin, romantizmin simgesi ve ciddi ilişkilerin boy gösterdiği Brunch mı dersin yoksa fast food hastası bir tayfanın o gün yemeğe karar verdikleri yiyecek için şehir değiştirmesi mi dersin hepsi içimize işlemiş birer doktrin ve de HIMYM deyince ilk aklımıza gelenler listesini oluşturmuştur.

HAYAT SADECE BİR AN. YA EFENDİSİ OLURSUN YA DA KÖLESİ!


Farklı kültürleri tekamül etmiş bir avuç insanın, bambaşka kişilik özellikleriyle bir araya gelip kopmaz bağ oluşturdukları ekipin, müdavimi olduğu Maclarens’taki sabahlamalarında geçen sohbetleri yeter de artar diziye olan sempatinizin artması için. Birbirlerine olan sadakatlerini acımasızca yaptıkları ”müdahalelerden” anlamak bir hayli mümkün. İmreneceğiniz ve hepinizin de hayatında isteyeceğiniz bir arkadaş grubuna da hazırlıklı olun yoksa sizler de benim gibi yokluğunu çektiğiniz bu ilişkinin derinliklerinde kaybolabilirsiniz.


Türkiye’de yaşayan çoğu gencin yabancısı olduğu bir kültürü anlatan bu diziye bakmanızı ve izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Hayatın ne kadar büyük olduğunun, yalnızca kafanızda kurduğunuz küçük dünyadan ibaret olmadığının ispatı niteliğinde ve hem kafanızı dağıtmanız adına hem de yaşamın ayrıntılarını daha detaylı anlamanız adına biçilmiş bir kaftan sizleri bekliyor komşularım!


İçerisinde barındırdığı bolca seks, alkol ve uyuşturucu ile belki sorgulamadan ön yargı oluşturacağınız bu diziyi, değerlerinizi bir yana bırakıp sadece mantığınızı ön planda tutarak izleyip kavramanızı öneririm. Zira ancak bu şekilde kendinizi geliştirir ve tabularınızı yıkabilirsiniz. Bu sayede ancak siz, siz olabilirsiniz. Size diretilen bir hayatı, kendi seçiminiz olmayan kaderi yaşadığınız bu hayatta belki siz de bu sayede kendi yolunuzu çizebilir, kendi potansiyelinizi keşfedebilirsiniz. Geri sayım içerisinde ilerleyen bu hayat silsilesinde ve oyununda kendinize yer bulmanız için tarifi olmayan ve de size tam anlamıyla farkındalık kazandıracak bir yapıttan bahsediyorum. Umarım sizler de bu ülkenin prime time dizileriyle halkını uyutup, düşünme yetisini yitirmesini amaçladığı, bir nevi aklını uyuşturduğu kişilerden olmaz bu ve bunun gibi dizilerle neyin ne olduğunu kavrayabilirsiniz!


Son olarak buraya kadar okuma gereğini duyup, zamanını bunun uğruna ayırdığın için teşekkür ediyor, sabrına minnettar olduğumu dile getirmek istiyorum . Sağlıcakla, bilgi ile en önemlisi de film, dizi ve kitapla kal olur mu? Buraya tıklayarak da blog hakkında daha detaylı bilgiye ulaşabilirsin!


NOT: İÇERİSİNDE BULUNDUĞUNUZ SAYFANIN EN ALT BÖLÜMÜNDEN BLOGUMU TAKİP ETMEYİ VE BU YAZIDAKİ BEĞENİ BUTONUNA TIKLAMAYI UNUTMAYIN KOMŞULARIM!

Fİ KİTABI KARAKTERLER ANALİZİ

KARAKTERLER

Bir hikayeyi oluşturan en önemli husustur karakterler. Yazılan, çizilen, uyarlanan senaryoda en büyük payın ve tepside sunulanın tek sahibidir. Hayat senaryosunda dahi bizden daha yüce ve güçlü bir varlığın, her bir karakterini farklı bir amaç doğrultusunda bu alengirli dünyaya kendi keşfini tamamlamasını ve nitekim seyyah misali cennet kapılarına dayanmasını baz alarak gönderdiği bu yaşantıda her birimiz bu kapsayıcı kavramı yaşar, doğrular nitelikteyiz. Fİ kitabı değerlendirmem de bunun apaçık göstergesidir. Tüm içtenliğimle ve arzumla her bir karakterde kendinizi bulmanız temennimle!

CAN MANAY
Bir psikoloğumuz var ki akıllara ziyan bilgisinin yanı sıra; sosyopat, hırslı, hesapçı ve manipülatif özellikleriyle baskın bir karakter olan Can Manay; hem üniversitede ders veren bir hoca hem de televizyonda programı olan ünlü ve sözü geçen bir terapist. Ülkenin en hatırı sayılır isimlerinden olan bu takıntılı şahıs aynı zamanda sistemin kurucularından biridir. İstediği şeyi alabilmek, erişebilmek hususuna dayanan bir ısrarcılığı ve zaaflarını kullanarak insanların hayatlarını köşeye sıkıştırıp bir rotada yön vermeye çalışan bir satranç ustalığı vardır. Hayatına bu oyunu öyle bir entegre ederek yaşam sürer hale gelmiş ki kendi için çalışan piyonlarının haddi hesabı yoktur. Binaenaleyh ismi her kapıyı açan bir anahtar olan bu adamı biz onun Duru’ya olan, kendisinin aşk olarak nitelendirdiği fakat asla bu mertebeye erişemeyecek kadar takıntısından ötürü bu denli besler şekilde tanıyor olacağız. Can Manay’ın Duru’ya karşı hissettiği şey aşk veya sevgi olamayacak kadar saplantılı, sahip olma hırsıyla bütünleşmiş kontrolcü bir erkeklik konumunda ve onu elde edebilmek uğruna yapamayacağı, karşına alamayacağı hiç kimse yok. Bu konuya karşı tavrı net ve görülmemiş bir gözü karalık içeriyor. Kaldı ki yapmış olduğu davranışlarından bu çıkarımları kolaylıkla yapabiliyoruz.

DURU
Gel gelelim güzeller güzeli, bembeyaz teniyle büyüleyici, dansa olan yeteneğiyle hiçbir erkeğin hayır diyemeyeceği ve yine her erkeğin onu gördüğü andan itibaren gözünü ondan asla ayıramayacağı Duru’ya. Çok azimli, başarılı olan bu kızımız kendisinin su tanrısı olarak tanımladığı Deniz’le sevgili. Deniz’in hocalık yaptığı konservatuvar okulunda balerinlik yapan öğrenci ve tek hayalinin sahnede olup sürekli dans etmek olan sanat aşığı, bir içim su tabirinin tam karşılığının sahibi güzel. Can ile tanışınca hayatının kökten değişeceği ve onunla olan aşk flörtünü, onunla yaşadığı aşk serüvenini kendisi için bir deney, kendisinin ise kendi deneyinde bir kobay olarak gören meraklı ve egolu karakterimiz. Onu da bu zorlu yolculukta kendisini keşfetmesini ve Can Manay ile tecrübe edinip farkındalığını fark etmesini göreceğiz. Ayrıca şu ayrıntıya da değinmeden geçmek istemiyorum, Duru’nun Can ile olan flörtöz ilişkisini ve kaçamak aşk gelgitlerini Deniz’e anlatmıyor oluşu, hayat karmaşasında neyden çok eminseniz ondan en çok korkmanız ve sakınmanız gerekir sözünü kanıtlıyor nitelikte.

DENİZ
Hayat arkadaşının Aquaman edasıyla görüp kollarına atıldığı, yakışıklı, yetenekli Deniz ise Duru’nun balerinlik yaptığı okulda öğretmen. Sanatçı kelimesinin vücut bulmuş halidir kendisi. Her bakılan gözde yarattığı etki ve flörtöz duruşu yeteneğiyle harmanlaşarak tüm kadınlarda kıvılcım ateşinin oluşmasına sebebiyet veren enerjiye ve yakışıklılığa sahiptir. Engin bilgisinin, kendine has hayata duruşunun, öznel fikirlerinin ve her konuda insanı dehşete düşürecek düzeyde sersemletici zekasının, Tanrı’nın potansiyelinin tohumundan yaratılmış insan silüetindeki eşsiz varlık tanımına kuşkusuz bir biçimde uyuyor olmasının yanı sıra kendisi olarak, sistemin kapsayıcı alanına girmeden, sistem onları zehirlemeden yetiştirmeye çalıştığı bir kalıba henüz sokulmamış çiğ ve taze beyinli öğrencilerini kendi bilgi tohumundan eksik etmeyen saygıyı sonuna kadar hak eden bir öğretici ve mentor. Onu da bu hikayede kendisinin bilinmeze doğru ilerleyip hayalini gerçekleştirirken farkında olmadan sahip olduklarından nasıl vazgeçtiğinden ve elinde olanların nasıl haberi olmadan yitip gittiğini görüp kâh ona karşı üzüntü duyup kâh oyundaki yerini alamamasından dolayı aptal yerine koyup dışlayacağımız şekilde göreceğiz. Aynı zamanda da kendimizi hayatın acımasızlığının şiddetli bir biçimde yüzümüze çarparken bulacağız.

ÖZGE EGELİ
Gerek maskülen ve güçlü duruşu gerekse zarif yeşil gözleriyle Süpermen edasıyla kızılötesi ışın bırakan ve hedef aldığı her noktayı savurup kavuran su perisi güzelliğine sahip benim hikayedeki favori karakterimdir Özge. Davasından şaşmayan tutumu, sert, itici, tuttuğunu koparma yolunda harcayamayacağı kimsesi olmayan özellikleriyle, sistemin çirkinliğini ve birkaç kişinin elinde tutularak halkın uyutulduğunu erken yaşta farkındalık kazanmış kendine hayran bıraktıran insan kisvesindeki kaplan. Tam anlamıyla özgünlük kazanıp farkındalıklarının farkında olmuş olan Özge homoseksüel cinsel yönelimiyle korkusuz ve meydan okuyan harikulade bir karakter. Can Manay’la yolları kesiştikten sonra varoluşunun temelinde yatan potansiyelinin ve kendisinde vücut bulmuş öfkesinin nasıl cereyan edip bir ısracılığa dönüştüğünü göreceğiz onun serüveninde. Hayatınızda görmek veya karşılaşmak istemeyeceğiniz hatta ve hatta yanınızda destek olarak dahi bulundurmak istemeyeceğiniz dominant birisidir ayrıca.

BİLGE
Adı gibi kendi de ‘Bilge’ olan; otistik abisi Doğru’ya bakmakla yükümlü, annesi şizofren, babası alkolik, hayatın yükünü erken sırtlayıp kamburunun bu gerçekliği gösterdiği, en nihayetinde hayatın onu artık bu duruma şart koştuğu üzere Can Manay’ın öğretmenlik yaptığı okulda psikoloji okuyan dahiyane Bilge çoğu kişinin kitaptaki yansımasıdır aslında. Hayatının hiçbir alanında esnekliğe yer vermeyen, disiplinize bir şekilde mecburiyetlerden doğan kuralcı bir hayata sahip, güzelliğinden ziyade aklıyla ön plana çıkan sapyoseksüel erkeklerin gözdesi olacak kıvamda bilgisiyle okuyucuda haz bırakan bir karakter. Her an geri sayım içerisinde olan hayatımızın nasıl meşakkatli olduğunu ve adaletin bir yanılsamadan ibaret geldiğini herkes için eşit ve aynı olmadığını ama deneyimlerimizin bizi biz yaptığının göstergesidir Bilge.

GÖKSEL VE ADA
Göksel ve Ada ikilisini aynı satırlar eşliğinde anlatmak istiyorum. Zira bu şekilde hayatın iki farklı evriminden gelen insanların aşk kisvesiyle meydana getirdiği arz-talep mantalitesinin sınırlarını zorlayan birliktelikleri, bir kişiye duyulan aşktan daha yüce bir şey olmadığının ispatı niteliğinde. Göksel aynı Bilge gibi hayatın yükünü erken sırtlamış bir karakterimiz. Fakat Bilge’nin aksine Göksel anne ve babasız bir şekilde devlet yurtlarında büyüyen, kağıt toplayıcılığı sayesinde geçimini sağlayan ve hayatın ona acımasızca mecbur kıldığı üzere duygusuz, haşin ama Ada’ya ve onun müziğine karşı da bi o kadar narin, zarif bir kişiliğe sahip hayatın her alanında denk gelebileceğiniz birisi. Dansa olan doğal yeteneğiyle kendi yolunu çizen Göksel ve doğalarından gelen farklılık sebebiyle apayrı yaşam standartlarına sahip olan, tamamen negatif ve ona olan nefreti dolayısıyla alakasız bir enerjiyle farklı bir uyum yakaladığı Duru ile de partnerdir ayrıca.


Ada ise tüm yaylı enstrümanları çalabilen, çok yetenekli ve kendi varoluşunun temelini Deniz’e olan aşkıyla tanımlayan, kendi sessizliğinde kaybolmuş, müziğiyle varolan, Göksel’in onu gördüğü ilk andan beri çevirip kolladığı kitabın insanlarından. İkisini bu denli birbirine bağlayan ve tanışmalarına vesile olup Göksel’in Ada’nın müziğine hayran kalmasını sağlayan neden ise ikisinin de Duru’ya olan nefreti. Hayat zincirinde bu alakasız ikilinin kedi-köpek dalaşmasını andıran ilişkisinin birisine duyulan duygudan ve olaylara verilen tepkilerden doğması hayatın ne kadar garip ve tesadüflerden meydana geldiğinin kanıtı değil midir sizce de ?

SADIK MURAT KOLHAN
Sistemin kurucularından ama en güçlüsü, attığı her adımı hesaplayarak atan Sadık Murat Kolhan’a da yazımda yer vermek istedim çünkü bu tarifi olmayan çekiciliğe sahip ve başarılı olan bu adamı es geçme düşüncesi bende anlamı olmayan endişeye neden oldu. Ülkenin sinir sisteminin yani yayın organlarının en büyük payına sahip; istediği algıyı, istediği kişinin beynine istediği şekilde sokabilecek sonsuz bir güce sahip olan medya patronu. Fakat bunlar bir yana Özge’ye olan ihtiras dolu bakışları ve yanaşmaları bir yana. Sadık’ın bu hikayede nasıl ideallerinin farklılık gösterdiğine ve nasıl kınından çıkarttığı kılıcı yerine koyup bir kişi uğruna rafa kaldırdığını göreceğiz. Nitekim Televizyonun bu günlerde olunabilecek en güçlü yer olması ve Tanrı edasıyla durduğu o konumda halkta kendisine karşı uyandırdığı merak onun cazibesine ve en önemlisi gücüne güç katıyor. Medyanın büyük çoğunluğunu elinde tutan bu şahıs halk nezdinde izlenecek kadar yakın ama ulaşılamayacak kadar uzak pozisyonuyla evrenin varoluş temellerini atan inşaat ustası sıfatını ve temsil ettiği yayın organlarının ülkenin sinir sistemini oluşturması sebebiyle doğaüstü varlık kavramını da karşılar nitelikte.

ETİ
Can Manay’ın mentoru olan Eti ise psikoloji literatürüne yeni bir ad kazandırarak kendi uygulamasını kabul ettirebilecek kadar iyi bir psikolog olmasının yanı sıra Can Manay ile her ikisinin de birbirlerinde yalnızca kendilerinin bilmiş olduğu sırları mevcut ve ikisini birbirine bağlayan kopulmaz bağ bu sırlara dayanıyor. Can’ın geçmişini ”hayatta yaşar halde” bilen tek kişi olan Eti’yi bu serüvende her zaman Can’ın arkasını toplar halde bulurken, kontrolden çıktığı vakit neler yapabileceğini bilen tek kişi olması dolayısıyla büyük bir yük sahibi, hastalıkla cebelleşirken oğluna kendi adının çok kapılar açmasını ve iyi bir gelecek bırakmanın amacında bir anne olarak göreceğiz.

BONUS!!!

ALİ
Aslına bakarsanız diyaloglarının az olması, detayına inilmeden toz silkeler gibi anlatılıp geçilmesine rağmen belki o baskın karakterlerin yanında çok sönük kaldığından kitabı okuyup bitiren sizler de tesir bırakmayacak biri olan Ali; gerek hayata karşı emin bir şekilde duruşuyla gerek de fikri ve hayattaki idealleriyle benim derinden etkilendiğim bir kitap adamı. Basit bir şoför parçasıdır fakat üniversite okumuş ve sivilde ziraat mühendisi kimliğine sahiptir kendisi. Tatminkar oluşu, hayattan ne istediğini bilmesi ve alması onu Can Manay nezdinde çok güvenilir bir seviyeye getirip ülkenin en çok maaş alan şoförü konumuna sokmuştur. Tam görev adamıdır ve ne istendiğiyse onu yapan, aşırılığa kaçmayan yapısıyla herkesin hayatında yanında bulunmasını temenni edeceği tipten bir karaktere sahiptir.

Son olarak buraya kadar okuma gereğini duyup, zamanını bunun uğruna ayırdığın için teşekkür ediyor, sabrına minnettar olduğumu dile getirmek istiyorum. Sağlıcakla, bilgi ile en önemlisi de film, dizi ve kitapla kal olur mu? Buraya tıklayarak da blog hakkında daha detaylı bilgiye ulaşabilirsin!

NOT: İÇERİSİNDE BULUNDUĞUNUZ SAYFANIN EN ALT BÖLÜMÜNDEN BLOGUMU TAKİP ETMEYİ VE BU YAZIDAKİ BEĞENİ BUTONUNA TIKLAMAYI UNUTMAYIN KOMŞULARIM!

Fİ KİTABI DEĞERLENDİRME

DEĞERLENDİRME

Kitaplığımda kendisine kesinlikle yer bulacak olan bu kitap; farklı yaşanmışlıklarıyla önümüze çıkan, deneyimi doruklarına kadar hisseden ve bunu kararınca okuyucuya yansıtan ve de farkındalıklarının farkında olan karakterlerle her okuyucudan bir parça bulunduran, bitiminde damak tadı bıraktıran bir şaheser.


İçerisinde barındırdığı sansasyonel konuların yanı sıra olay örgüsünde kaybolmanıza olanak tanıyan ve sağduyuyla fikrin harmanlaştıracak biçimde kullanılmasıyla labirent misali yolunuzu bulmanızı hedefleyen, kendi potansiyelini keşfetme ve çatlamış tohumların cesaretlerine adanan bir kitaptan çıkaracağınız dersin çok olduğunu ve de kitap kurdu olmasanız dahi mutlaka okumanız gerektiğini düşündüğüm, kendinizi teste tabi tutacağınızı garanti ettiğim gerçeklik bütünlüğü.


Bir üçleme olan kitabın ilki ve Azra Kohen’in kaleme aldığı ki hepinizinde tahminimce müthiş kadrolu dizisinden bildiğiniz -fi oranına takıntılı kişilerde çağrıştırdığı o anlam karmaşasını saymıyorum zira oldukça nadir olduğu kanısındayım- yaratıcı ismini yani Fİ’yi ve karakterlerini çorbaya tuz ekelercesine detaylandırmadan anlattığım ve de en önemlisi spoilersız bir şekilde karakterler hakkında bilgi almanızı hedeflediğim yazıma da bakmayı unutmayın komşularım!

Herkes size kim olmanız gerektiğini söyler peki ya siz, siz misiniz?


Sadece eksiklerimizde eşit olduğumuzu, hayatın herkes için aynı olmadığını ama deneyimlerimizle varoluş temelimizi keşfetmemizi sürekli vurgulayan, Tanrı’nın potansiyelinin içimizde bir yerde olduğunu o kısmı ancak kendi çabalarımızla gün yüzüne çıkarabileceğimizi söyleyen bir rehber niteliğindedir bu yazı bütünlüğü. Rahiminden çıkan ama henüz doğmamış milyarlarcasının yaşadığı bir dünyada asıl doğumumuzu yaşamamız gerektiğini, bunu da karakterimizi keşfetmemizle olacağını söyleyen, hayatın acımasızlığını son raddesine kadar yüzümüze tokat atarcasına vuran, mecburiyetlerimizin ve gündelik yaşantımızın bizi alıkoyduğu bir yaşantıyı reddeden muntazam bir öğreticilik taşıyan hayal kapısı.


Bu denli fanboyluk yapıyor olmamı eleştiriyor olabilirsiniz veya bu paragrafa gelmeden de bu durumdan rahatsız olmuş sayfayı kapatmış olabilirsiniz bu konuda tamamıyla realist ve hürmet gösteren durumdayım. Fakat benim buradaki amacım okuyucunun yani siz değerli komşularımın yoluna ışık tutacak ve okuma alışkanlığı kazanmanızı sağlayıp bu durumu size aşılayacak potansiyelde bir kitabın size teminini yaptırıp ulaştırmayı yeğlemek. Değindiği konular itibariyle seveceğinizden emin olduğum bir nesneyi bu kadar şiddetle önermem ve bu satırları ona ayırıp en önemli pozisyonu yani sayfamdaki ilk metnin bundan oluşmasını sağlamam umarım sizde bazı soru işaretlerini doğurur.


Ülkedeki okuma-yazma oranının düşük olması sebebiyle büyük bir popülasyonun dizisinden tanıdığı hikayeyi anlatmanın anlamsızlığı içerisinde hissetsem de beyni yıkanmış ve cehaletle sarmalanmış bir gençlik yaratmayı hedefleyen bu ülkede negatif olan bu durumun fikirlerle ve de görüşlerle kendi zannımca nasıl pozitife dönüştürebilirim düşüncesiyle çıkmış olduğum bu yolda her beyne ekeceğim bir tohumun nasıl büyüyüp gelişeceğini görmeyi daha önce istemediğim kadar istiyor ve bu kitapla baş başa bırakıyorum sizi. Okuyun, okutturun ve de en önemlisi alt metinlerle bahsedilen yerleri anlamaya, mantığınıza sığdırmaya çalışın!

Son olarak buraya kadar okuma gereğini duyup, zamanını bunun uğruna ayırdığın için teşekkür ediyor, sabrına minnettar olduğumu dile getirmek istiyorum. Sağlıcakla, bilgi ile en önemlisi de film, dizi ve kitapla kal olur mu? Buraya tıklayarak da blog hakkında daha detaylı bilgiye ulaşabilirsin!

NOT: İÇERİSİNDE BULUNDUĞUNUZ SAYFANIN EN ALT BÖLÜMÜNDEN BLOGUMU TAKİP ETMEYİ VE BU YAZIDAKİ BEĞENİ BUTONUNA TIKLAMAYI UNUTMAYIN KOMŞULARIM!

BLOG HAKKINDA HER ŞEY

Elimde kahve ve kitap aklımda ise blog fikri

BEN KİMİN NESİ VEYA FESİYİM?

SİZ NEDEN BURADASINIZ?

SAYFANIN KİMLERE HİTAP EDECEĞİ YA DA ETMEYECEĞİ?

SAYFANIN KİME, NE VAAT ETTİĞİ?

KARŞILAŞACAĞINIZ YAZILAR VE KONULARIN NE OLACAĞI?

DAMACANA POMPASI VE ISLAK TUVALET TERLİĞİ GİBİ HİSSEDECEĞİNİZ YAZININ DETAYLARINA OKUMAYA DEVAM EDEREK ULAŞABİLİRSİNİZ !..

KİMİN FESİ BU ÇOCUK ?

Kim lan bu hergele? veya herkesin de bir düşüncesi var ha! Sen kim oluyorsun ki senin ne düşündüğünü merak edelim? dediğinizi ya da en azından bunu sesli dile getirmeseniz dahi içinizde bir yerlerde, birisine karşı hissetiğiniz serzeniş olarak belirdiğine eminim bu soruların. Bunu bu kadar yakinen biliyorum çünkü her insan evladı gibi ben de bunu bir zamanlar dile getirip bu durumdan yakındım.

Öncelikle öyle abartılacak düzeyde ve spesifik olarak nitelendirebileceğim hiçbir marifetim olmadığını açıkça belirtmekle başlamak istiyorum. Sıradan, tipik bir Anadolu çocuğu profiline sahip olduğumu ve naçizane zannımca sizden birisi olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. Nitekim benim Hakkımda daha detaylı bilgiye de bıraktığım linkten ulaşmak mümkün.

BURADA BULUNMA SEBEBİNİZ

Burası ”Git kendi kapının önünde oyna! ” diye azarlayan teyze ve ”Bu bedavayı hangi bakkaldan aldıysan oraya götür çocuğum” diyen mahallenin bakkalının ve tüm bunları yaşamış bir neslin ortak noktası, kapısının önü ve bedavayı götürdüğü bakkal. Burası bir zamanlar dutluk olan o arazi. Siz bu yazıyı okuyan mahalle sakinleri burası sizin içinizden gelen bir çocuğun kalıntılarını bıraktığı, bayramlarda kapınızı şeker istemek için değil de kafanızın içinize fikir tohumu ekmek için çalacak, hiç mahalleye uğramayan mahalle muhtarı edasıyla vaatlerde bulanacak komşunuzun blogu.

Benim yazılarımı okumanızı büyük bir tutkuyla istiyor ve bunun uğruna feda edebileceğim çok şey olduğunu; alelade, saçma sapan veya vaktinizi boşa harcatacak yazılarla katiyen uğraşmayacağımı, bu yolda en kıymetli varlığım olan zamanımı hiç çekinmeden harcayacağımı bilmenizi istiyorum. Beni okumanız gerektiği kanaatinde bulunmaktan ziyade aslında herhangi bir yazıma denk geldiğiniz andan itibaren müptelası olacağınızı, yazı stilimi ve olaya bakış açımı seveceğinizi garanti ediyor ve şahsımca bunun adına söz vermekten çekinmiyorum. Burada amacım genel bir popülasyona seslenmek, herkesin algılamasını sağlamak veya büyük bir kitleyi halkın duyar mekanizmasıyla oynayarak site tarafına çekmek istemek kesinlikle değil, kaldı ki bu isteyeceğim son istek ve arzum olur. Benim size vaat ettiğim; hiçbir sitede bulamayacağınız, bulunmaz hint kumaşı vibe’ında, kendi edindiğim birikimlerim sonucu doğan, kelimelerin ahenkli bir şekilde dans ederek bir anlam bütünlüğü oluşturacağı, görüşlerime katılmasanız dahi saygı duyulacak nitelikte yazılarla karşılaşacağınız yönünde. Sitenin aurasını ve ruhunu vücudunuzdaki her hücreye kadar hissedeceğinizi ve bundan kopamayacağınızın teminatını veriyorum sizlere. Biraz pazarlamacı edasıyla yazıma devam etmiş olabilirim fakat sizce de doğasında konuşabilme gücü olan her canlı az biraz bu yeteneğe sahip değil midir?

Gelelim hangi konularda, hangi alanlarda yazacağıma, kimlere hitap edeceğime ve kimlerin bir tutku içerisinde yazılarımı okuyacağına;

Kendimden bahsederken şu detayı atlamışım ki bu benim için oldukça kıymetli bir pürüz. Çocukluğumdan beri film izleyerek büyümüş ve film diyarlarında yaşayıp sürekli bir karaktere bürünmüş olan ben, ilerleyen süre zarfında bunu izlediğim yabancı diziler ve en nihayetinde ne kadar geç olduğundan yakınsam da okumuş olduğum kitaplar takip etti bu durumu. İzlemiş olduğum tüm film, dizileri ve okumuş olduğum tüm kitapları arkadaşlarımla ve forumlarda tanımadığım insanlarla konuşmaktan, yorumlamaktan ve tartışmaktan çok büyük bir haz alıyor, seviyorum. Nitekim bu site de bu amaç doğrultusunda oluştu. Blogumun kapağından da anlayacağınız üzere bir filmi veya diziyi izlemeden ve bir kitapı okumadan önce spoilersız şekilde, yapacağınız eylem için fikir edinmenizi sağlayacak bir bilgilendirme ve bilgilenme platformu.

  • Film ve Dizi tutkuları
  • Kitap aşıkları
  • Okumayı ve kendini geliştirmeyi amaç edinmiş kişileri barındıracak olan site ve hitap kitlesi

Hayat bu meşakkatli yolculuğunda hiç kimsenin önüne kırmızı halı serip yol bitimine kadar arkasından destek vermiyor. Bilakis türlü türlü badirelerle mücadele gerektiren yaşantımızın olmazsa olmazlarındandır hayatın engelleri. Aynı anda yan yana var olmamız hepimizin aynı dünyayı yaşıyor olduğu anlamına gelmiyor ne yazık ki. Bambaşka deneyimlerle, apayrı yaşanmışlıklarla hepimiz hayat için birer prototipten ileri gidemiyoruz. Ya da gitmemek üzerine programlanıp, kolayı seçip, sistemin kurucuları tarafından beynimizin yıkanmasına izin verip hayatın hepimizden daha akıllı olduğu gerçeğini tasdikliyoruz. Hepimizin tekamülleri farklı bu karşı konulmaz bir gerçek fakat neden beynimizi bilgiyle sınayıp onu revize etmiyoruz? İşte bu blog yazılarında vereceği alt metinlerle, hayatı anlamlandırmaya çalışan her beyine, her bireye bir doktrin bırakacak. Kelimemetresi, ölmek için doğduğunu unutmayan, sahip olduklarının bir değerinin olmadığını, ancak ve ancak analizini yapabildiği deneyimlerin gerçek zenginlik olduğunu bilen potansiyelinin savaşçısı olabilme cesareti gösterenlere adanmıştır.

Son olarak buraya kadar okuma gereğini duyup, zamanını bunun uğruna ayırdığın için teşekkür ediyor, sabrına minnettar olduğumu dile getirmek istiyorum . Sağlıcakla, bilgi ile en önemlisi de film, dizi ve kitapla kal olur mu? Buraya tıklayarak da blog hakkında daha detaylı bilgiye ulaşabilirsin!

NOT: İÇERİSİNDE BULUNDUĞUNUZ SAYFANIN EN ALT BÖLÜMÜNDEN BLOGUMU TAKİP ETMEYİ VE BU YAZIDAKİ BEĞENİ BUTONUNA TIKLAMAYI UNUTMAYIN KOMŞULARIM!