CHARLİE’NİN ÇİKOLATA FABRİKASI FİLM DEĞERLENDİRMESİ

DEĞERLENDİRME

Aile kavramının ehemmiyet dolu varlığını çocukların merkezinde olduğu bir hikaye ile anlatan ve son sekansında kimliği belli edilen, şoke edici bir şekilde bizi sarsan bir anlatıcının ilahi bakış açısı çerçevesinde yer yer dipnotlar vererek un ufalarcasına işlediği bu film; toplumsal normları reddeden bir yergileyicilik içinde inanılmaz bir kreatiflik ile kuşku olmaksızın aile arasında izlenebilecek rahatlıkta ve hoşnutluktadır.


Bu yapıtın, karakterler bazında ağır basılarak ancak hikayenin her detayına da entegre edilmiş bir şekilde veriyor olduğu mesaj oldukça aşikar: Aile olgusunun iyi ve kötü yanları. Her bir çocuğun toplumdan belli bir kesimi temsil ediyor oluşu ve ebeveynlerinin onlara karşı takındıkları hal, tavır ve tutumlarının çocuğun karakterini nasıl şekillendiriyor oluşu hususunda önemle durulmuş ve senaryo bu başlık adı altında kurgulanmıştır. Örnek vermek gerekirse, Willy Wonka’nın travmatik çocukluğu ve bizzat diş hekimi olan babasına ithafen çikolata sektörüne atılması baskıcı ve muhafazakar bir ailenin ürünüdür. Zira Veruca’nın müthiş şımarık olup her istediğinin anında olmasını istemesinde, Violet’in çok hırslı birisi olacak şekilde proje çocuk gibi yetiştirilmesinde, Mike’ın çok zeki olmasına karşın sinir küpü oluşundaki temel nedenin iletişimsizlik olmasında ve Augustus’un obur olacak bir biçimde kötü beslenmesine izin verilmesinde aile faktörünün çocuk üzerindeki hakimiyetinin ne denli fazla olduğunu gözlemliyoruz.

İyi düşünceleri olan bir insan asla çirkin olamaz!


Hayalinin müthiş güzellikte olduğu çikolata fabrikasının üzerine kurulu bu film; kast sisteminin ürünlerinin ne denli farklı tekamül ettiğini, ebeveynlerin varlığının ne denli önem arz ettiğini ve toplumun gövdesinde kuluçkada yatan sevgi kavramının ne denli yüce bir olgu olduğunu suratımıza acımasızca çarpmaktadır. Filmin realistliği hayalperest bir tarzda işleniyor olsa da içerisinde kullandıkları Wonka Barların filmin piarı için gerçekten çıkardıklarını ve o bir neslin gözdesi olan altın biletin uğrunda can pahasına koşulmuş olduğuna değinmem şaşalı bir beyin hacizi olmakla birlikte enteresan bir ilgi odağı oluşmasına sebebiyet olur sanırım!


En yakın bildikleriniz sizin hayatınızda paha biçilemez bir konumda olup yeri doldurulamayacak vaziyette olabilir. Sizi yüceltip size değer veriyor olabilirler fakat şunu sormalısınız kendinize her şeyden evvel, ”Ben bu yakınlık çerçevesinde istediğim gibi durabiliyor muyum? Velhasıl ben, ben olabiliyor muyum?” bu anekdot içerikli kilit soru hayatınızın temelini yerinden sarsacak fevkaledikle sizi yalnızlığa sürükleyebilir ki bundan sakın ola korkmayın. Bilin ki başkalarının değil, kendi çizdiğiniz yolda attığınız bir adım size değer katacak nitelikte olup içinizde saklı potansiyeli dışa vuracak güçtedir. Tüm bu konulara ithafen ne güzel söylemiş değil mi Şems-i Tebrîzî, ”Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?” Bu atıfla beraber zamanın geçip gittiğini, kendi hayatınızı yaşamanız gerektiğini ve hiçbir riskten kaçmamanızı telkin eder bu filmle sizleri baş başa bırakırım komşularım!

Son olarak buraya kadar okuma gereğini duyup, zamanını bunun uğruna ayırdığın için teşekkür ediyor, sabrına minnettar olduğumu dile getirmek istiyorum. Sağlıcakla, bilgi ile en önemlisi de film, dizi ve kitapla kal olur mu? Buraya tıklayarak da blog hakkında daha detaylı bilgiye ulaşabilirsin!

NOT: İÇERİSİNDE BULUNDUĞUNUZ SAYFANIN EN ALT BÖLÜMÜNDEN BLOGUMU TAKİP ETMEYİ VE BU YAZIDAKİ BEĞENİ BUTONUNA TIKLAMAYI UNUTMAYIN KOMŞULARIM!

Yorumlar kapatıldı.

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: